Lindeberg ve Kähari: Aktif tedavinin sonlandırılması net kurallar gerektiriyor
Eston hukukçular, doktorların yaşamı sonlandıran kararlarının yasal çerçeveye oturtulması ve net prosedürlere bağlanması çağrısında bulundu.

Estonya'da hukukçular ve sağlık hukuku uzmanları, doktorların hastanın yaşamını uzatan tedaviyi sonlandırma kararlarının yasal olarak net kurallara bağlanması gerektiğini savunuyor. Keijo Lindeberg ve Helis Lisette Kähari, kaleme aldıkları yazıda, mevcut mevzuatın aktif tedavinin sonlandırılması konusunda yeterince açık olmadığını belirtiyor. Yazıya göre, bu tür kararların ardında yatan ilkelerin kanunda daha açık bir şekilde tanımlanması, hem hastanın iradesinin hem de tıbbi değerlendirmenin dikkate alınmasını kolaylaştıracak ve karar alma sürecine daha sağlam bir zemin kazandıracak.
Modern tıp, hastalığın geri döndürülemez olduğu ve iyileşme umudunun kalmadığı durumlarda bile yaşamı uzatabiliyor. Bu durumda zor bir soru ortaya çıkıyor: Tedavinin sürdürülmesi hastaya yardımcı mı oluyor, yoksa yalnızca biyolojik yaşamını mı uzatıyor? Bu sorunun yanıtı hastayı, yakınlarını ve sağlık çalışanlarını etkiliyor; ancak Estonya'da yaşamı uzatan tedavinin sonlandırılmasına ilişkin kurallar yeterince net değil. Aktif tedavinin sonlandırılmasının fiilen kişinin ölümüne yol açması nedeniyle bu son derece ciddi bir konu olarak öne çıkıyor.
Yaşam hakkı ile tedaviye karar verme hakkı arasındaki denge
Yazıda, yaşamı uzatan tedavinin sonlandırılmasının, kişinin yaşamının aktif olarak sonlandırılmasından ayrılması gerektiği vurgulanıyor. Tedavinin sonlandırılmasının amacı hastanın ölümüne neden olmak değil; tıbben artık gerekçesi kalmayan tedaviyi durdurmak veya hastanın bilinçli reddini dikkate almaktır. Ölüm, hastalığın doğal seyri içinde gerçekleşebilir. Bu ayrımın yasada anlaşılır ve uygulanabilir olması gerekiyor.
Bu bağlamda iki önemli hak dengelenmeli: yaşam hakkı ve kişinin kendi tedavisi üzerinde karar verme hakkı. Bu haklar birbirini dışlamıyor. Yaşam hakkı, her durumda mümkün olan tüm tedavilerin sürdürülmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, hastanın kendi tedavisi üzerinde karar verme hakkı, tıbbi gerekçesi olmayan bir tedaviyi doktordan talep etme hakkı vermiyor. Yasanın bu ilkeleri somut durumlarda dengelemesi gerekiyor.
Borçlar Kanunu bu konuda bazı dayanaklar sunuyor: Sağlık hizmeti, tıp biliminin genel düzeyine uygun olarak sunulmalı. Tedaviye başlamadan önce genellikle hastanın onayı gerekiyor ve hasta tedaviyi reddedebiliyor. Hasta karar verme yetisini kaybetmişse, mümkünse daha önce ifade ettiği iradesi dikkate alınmalı ve en iyi çıkarları temel alınmalı. Ancak bu ilkeler, geri döndürülemez sonuçları olan bir kararın karmaşık bir durumda nasıl alınacağını yeterince açıklamıyor.
Özellikle hasta kendi iradesini ifade edemediğinde durum daha da karmaşıklaşıyor. Yakınlar, hastanın daha önce ne istediğini ve değerlerinin ne olduğunu açıklığa kavuşturmaya yardımcı olabilir; ancak yakınların isteği ne hastanın iradesinin ne de doktorun tıbbi değerlendirmesinin yerini almalı. Yakınların kendi aralarında veya doktorla anlaşmazlığa düşmesi durumunda ne yapılacağı da belirsiz. Tam da bu gibi durumlarda, yalnızca hastanın en iyi çıkarlarına genel bir atıf değil, belirli bir karar alma yöntemine ihtiyaç duyuluyor.
Tedavinin sonlandırılması, sağlık çalışanında yasal sorumluluk korkusu yaratabiliyor. Ancak ceza hukuku sorumluluğu, yalnızca hastanın tedavinin sonlandırılmasından sonra ölmesiyle doğmuyor. Tedavinin sonlandırılması için haklı bir gerekçe olup olmadığı, kararın tıbbi standarda uygun olup olmadığı ve hastanın iradesinin veya en iyi çıkarlarının ortaya konup konmadığı değerlendirilmeli. Karar yeterince gerekçelendirilmemiş veya belgelenmemişse, daha sonra bu kararın neden hukuka uygun olduğunu kanıtlamak zorlaşabilir.
Yaşamı uzatan tedavinin sonlandırılmasına ilişkin kuralların net olmaması nedeniyle bu tür anlaşmazlıklar mahkemelere de taşınmış durumda. Örneğin, birkaç yıl önce Tartu Bölge Mahkemesi bir ceza davasında tedavinin sonlandırılmasını inceledi. Olayda hasta tedavi için hastaneye kendisi başvurmuş, durumu kötüleşmiş ve doktorlar aktif tedaviyi sonlandırma kararı almış; ardından hasta hayatını kaybetmişti. Tedavinin sonlandırılması için hastanın irade beyanı yoktu ve yakınlarının görüşü de alınmamıştı. Doktorlar, prognoz değerlendirmesine göre hastanın hayatta kalma olasılığının bir aylık süreçte yüzde 16, 12 aylık süreçte ise yüzde 4 olduğunu hesaplamıştı.
Bölge Mahkemesi kararında, "sağlık hizmeti sunumunda, hastanın yaşam umudunun neredeyse hiç olmadığı ve aktif tedavi olanaklarının tükendiği veya istenen sonucu vermediği, esasen umutsuz bir durumda, olumlu sonuç elde edilmesi son derece olasılıksız olsa bile bu tedavinin sürdürülmesinin beklenemeyeceği" belirtildi. Kararda ayrıca, doktorlar konsiliyunun böyle bir durumda tedavi yöntemini destekleyici tedaviye dönüştürme kararını alması nedeniyle eylemlerinin "hareketsizlikle öldürme" olarak nitelendirilemeyeceği ifade edildi. Bir hastanın umutsuz tedavisiyle diğer hastaların olanaklarının azaldığı, hayatta kalma olasılığı belirgin şekilde daha yüksek olan hastaların da bulunduğu vurgulandı. Doktorların ve hastanenin kaynaklarının sınırsız olmadığı (ne maddi ne de insan kaynağı) belirtildi. Doktorlar kimin ve ne zaman öleceğine karar veremese de, bir kişiye sağlık hizmetinin en iyi şekilde nasıl sunulacağı konusunda takdir kararı alma hakkına sahip oldukları, tıp biliminin genel düzeyine uygunluk gözetilerek hareket edilmesi gerektiği kaydedildi.
Dolayısıyla tedavinin sonlandırılmasından sonra ölümün gerçekleşmesi, doktorun yükümlülüklerini ihlal ettiğini otomatik olarak kanıtlamıyor. Tedavinin sürdürülmesinin tıbben gerekçeli olup olmadığı, hastanın iradesinin veya en iyi çıkarlarının ortaya konup konmadığı, kararın yeterli tartışma sonrasında alınıp alınmadığı ve hastaya gerekli ağrı ve semptom tedavisinin sağlanıp sağlanmadığı araştırılmalı. Hukuki değerlendirme yalnızca olumsuz sonuca değil, sağlık çalışanının gereken özeni gösterip göstermediğine de bağlı olmalı.
Ancak, kişinin yaşamının sonlandırılması kararının yalnızca doktorlara bırakılması ve yasanın aktif tedavinin sonlandırılmasından önce uygulanacak somut bir prosedür öngörmemesi büyük bir sorun olarak duruyor. Örneğin, konsiliyum için de kurallar (üye sayısı, uzmanlık alanları vb.) eksik. Yazarlar, doktorların kararının kişinin yaşamını sonlandırdığı böyle bir çözümün kabul edilebilir olmadığı görüşünde. Özellikle de aktif tedavinin sürdürülmesi halinde kişinin bir yıl veya daha fazla yaşama olasılığının bulunduğu durumlarda.
Bu nedenle Borçlar Kanunu'nda düzenleme yapılması gerekiyor. Yasada, aktif tedavinin sonlandırılmasına karar verirken hangi ilkelerin esas alınacağı daha açık bir şekilde ifade edilmeli. Bu ilkeler hem hastanın iradesinin hem de tıbbi değerlendirmenin dikkate alınmasına yardımcı olmalı ve karar alma sürecine daha güvenilir bir temel sağlamalı. Ayrıca kararların gerekçeli ve belgelenmiş olması, anlaşmazlıkların çözümü için de net bir usul öngörülmesi sağlanmalı.
Daha net kurallar, yaşamın korunması gerekliliğinin zayıflatılması ya da tedavinin sonlandırılmasının kolaylaştırılması anlamına gelmiyor. Aksine, bu kurallar hastayı keyfi kararlara karşı korumaya yardımcı olacak ve doktora daha sağlam bir hukuki dayanak sunacak. Tedavinin sonlandırılmasının ardından hastanın bakımı, ağrı ve diğer sıkıntıların giderilmesi de sürmeli. Karar bir kişinin yaşamını ilgilendirdiğinde, yasa mümkün olduğunca açık bir şekilde karara nasıl varılacağını ve kararın hukuka uygunluğunun daha sonra nasıl denetlenebileceğini ortaya koymalı.
Bu haber ERR Uudised (Estonca) kaynağındaki bilgiler derlenerek Estonya Haber tarafından Türkçe hazırlanmıştır.
İlgili Haberler

Estonya'da hastane yöneticisi: Tedavi bütçesinde kesinti maliyeti artırır
Kuzey Estonya Bölge Hastanesi yöneticisi Agris Peedu, tedavi bütçesindeki kesintilerin hastaların erken tedavi edilmesini engelleyerek acil servis yükünü ve maliyeti artırdığını söyledi.

Estonyalı şair Juhan Viiding'in vedi mektupları tartışma yarattı
Estonya'da Mihkel Mutt'un Juhan Viiding biyografisinde intihar notlarının yayımlanması, ruh sağlığı uzmanlarını kaygılandırdı; yazar eleştirilere katılmıyor.

Estonya'da ambulans ağı reformu tartışması büyüyor
Estonya'da ambulans hizmetinin yeniden düzenlenmesi tartışılıyor. Sektör temsilcisi, değişikliklerin korkulacak bir şey olmadığını söylüyor.

Estonya 40 yaşındaki kadınları meme kanseri riski için çağıracak
Estonya, gen verilerine dayanarak 40 yaşındaki tüm kadınları kişisel meme kanseri riski hesaplaması için taramaya çağırıyor; ülke bu alanda dünyada bir ilk olmayı hedefliyor.