Estonya'da savaş sonrası bebek patlaması baskılar nedeniyle yaşanmadı
Araştırma, İkinci Dünya Savaşı sonrası Estonya'da Batı'daki gibi bir doğum artışı yaşanmadığını, Sovyet baskılarının doğurganlığı ciddi biçimde düşürdüğünü ortaya koydu.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Batı ülkelerinde görülen belirgin doğum artışı, Estonya'da yaşanmadı. Tallinn Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı yeni bir çalışma, savaş sonrası dönemde Sovyet baskılarının aile kurmayı ve doğum sayısını önemli ölçüde engellediğini gösterdi. Bulgular, Population Studies dergisinde yayımlandı.
Araştırmacı Mark Gortfelder, Novaator portalına yaptığı açıklamada, Estonya'nın kültürel olarak Batı dünyasına yakın olması nedeniyle herkesin burada da bir bebek patlaması yaşandığını varsaydığını ancak durumun hiç de öyle olmadığını söyledi. Gortfelder, “Batıdaki demografik araştırmalar, Demir Perde'nin arkasındaki durumu neredeyse hiç dikkate almadı” dedi.
Doğurganlık tarihsel düşüşte
Demografide “bebek patlaması” terimi, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, doğurganlığın savaş öncesinde zaten düşük olduğu ülkelerde görülen artışı ifade eder. Gortfelder, bu dönemde Batı'da doğurganlığın kadın başına ortalama iki çocuğa düştüğünü, oysa Estonya'da 1920'lerde doğan kadınların doğurganlığının tarihsel minimumda olduğunu belirtti. Bu kadınlar, savaş sonrasında ana doğurganlık çağında bulunuyordu.
Estonya'da doğurganlık, Büyük Buhran sırasında 1930'larda kadın başına iki çocuğun altına düşmüş, ancak 1930'ların sonundan itibaren yeniden yükselmeye başlamıştı. 1941 ve 1942'de doğum oranları yüz yıllık perspektifte oldukça yüksekti, ancak 1943'ten itibaren tekrar düşüşe geçti. 1947-1948'de nispeten yüksek kalan doğum oranları, 1970'lere kadar düşük seviyede kaldı. Gortfelder, “Batıda 1970'ten önce doğum oranları yüksekti, sonra düştü; bizde ise tam tersi oldu” diye karşılaştırdı.
Erkek kıtlığı ve baskılar doğumu etkiledi
Çalışma, savaş sonrası Estonya'da bazı yaş gruplarında iki erkeğe karşılık üç kadın düştüğünü, bunun evlilik piyasasında belirgin bir erkek kıtlığı yarattığını ve doğurganlığı geniş biçimde etkilediğini ortaya koydu. Savaş ve savaş sonrası siyasi olaylar aileleri ayırdı, bazı erkekler Batı'ya kaçtı, kalanlar ise tutuklandı veya sürgün edildi. 1939-1945 arasında Estonya'nın nüfusu 1,13 milyondan yaklaşık 886.000'e geriledi. Gortfelder, Estonya ve Letonya'nın, yerli nüfusun hâlâ savaş öncesinin altında olduğu Avrupa ülkeleri olduğunu vurguladı.
Araştırmacı, savaş sonrası doğmayan çocukların etkisinin bugün hâlâ hissedildiğini, bugün nüfusun 1 milyonun altında olduğunu, eğer bu kayıplar olmasaydı nüfusun muhtemelen 1 milyonun üzerinde olacağını söyledi.
Çalışmada iki veri kaynağı kullanıldı: yüzyılın başında yapılan ve ebeveynleri baskı gören katılımcıların aile kurma sorularına yanıt verdiği anketler ile Fin ordusunda gönüllü olarak savaşan 3.300'den fazla Estonyalı erkeğin biyografik verileri. Araştırmacılar, “Fin oğlanları” olarak bilinen bu grubun, baskı altında aile kurmanın geciktiğini ve bunun doğurganlığı düşürdüğünü gösterdiğini belirtti. Ancak her iki veri kaynağının da kısıtlı olduğu, gerçek etkinin hafife alındığı ifade edildi.
Bu haber ERR Rusça kaynağındaki bilgiler derlenerek Estonya Haber tarafından Türkçe hazırlanmıştır.
İlgili Haberler

Tallinli lise öğrencisi Klaara Kollist: Yetişkinlerin yapması gereken en önemli şey anlamak
Tallinli lise öğrencisi Klaara Kollist, gençlerin ruh sağlığını korumak için yetişkinlerin onları dinlemesi ve okul baskısını azaltması gerektiğini savunuyor.

ERR'in yeni televizyon binasına Estonya geleneğiyle kiremit şenliği yapıldı
Estonya Ulusal Yayın Kurumu ERR'in Tallinn'de inşa edilen yeni televizyon binası, geleneksel 'sarikapidu' töreniyle tamamlanma aşamasına geldi.

Estonya diasporası için yeni büyükelçi göreve başladı
Estonya Dışişleri Bakanlığı'nın diaspora büyükelçisi Marti Mätas, Kanada'nın Toronto kentine yaptığı ilk ziyarette her Estonun değerli olduğunu vurguladı.

ETV'de canlı yayında sağlık sorunu yaşayan konuk tartışıldı
ERR medya etik ombudsmanı Tarmu Tammerk, ETV'de canlı yayında sağlık sorunu yaşayan konuğun durumunun doğru yönetildiğini ve yayının sürdürülmesinin etik ihlal olmadığını belirtti.