Araştırma: Rus propagandasına giden yol güven kaybından geçiyor
Tartu Üniversitesi araştırması, Baltık ülkelerinde Rus propagandasına yatkınlığın kaynağının bilgi kaynaklarına duyulan güven olduğunu ortaya koydu.

Tartu Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Enstitüsü'nde genç araştırmacı Uku Kangur ile Letonya ve Vilnius üniversitelerinden meslektaşlarının yürüttüğü bir araştırma, Baltık ülkelerinde Rus propagandasına yatkınlığı belirleyen etkenleri inceledi. Estonya, Letonya ve Litvanya'da 1218 kişinin katıldığı ankete dayanan çalışma, propagandaya açıklığın yalnızca kişinin dünya görüşüyle değil, toplumun genel dayanıklılığıyla da ilgili olduğunu gösterdi.
Araştırma kapsamında katılımcılara, Baltık ülkelerinde dolaşımda olan on Rus propaganda anlatısını temsil eden 20 ifade sunuldu. Bunlar arasında Ukrayna savaşının NATO'nun genişlemesinden kaynaklandığı, Baltık ülkelerinin Sovyetler Birliği'nden ayrılmasının yalnızca ekonomik gerileme ve nüfus azalması getirdiği, savunma harcamalarının başkalarının çıkarlarına hizmet ettiği ve Batı ülkelerinin ahlaki çöküş yaşadığı yönünde iddialar yer aldı. Katılımcıların bu ifadelere katılma derecesi, propagandaya yatkınlık göstergesi olarak kullanıldı.
Araştırmacılar, propagandaya yatkınlığı kişinin inançları, duyguları, aidiyet hissi ve bilgi çevresinin etkileşiminin bir sonucu olarak değerlendiriyor. Bu, bilgi eksikliği ya da doğuştan gelen bir özellik değil; belirli bir anlatının kişinin mevcut dünya görüşüne kolayca uyması durumu olarak tanımlanıyor.
Kaynak güveni belirleyici rol oynuyor
Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri, hangi platformların kullanıldığından çok, bu platformlardaki bilgilere duyulan güvenin öne çıkması oldu. Örneğin tek başına Telegram, Odnoklassniki veya VKontakte kullanımı daha yüksek bir yatkınlık anlamına gelmiyor. Ancak kişi bu platformlardan edindiği bilgileri güvenilir bulduğunda bağlantı belirginleşiyor. Geleneksel medyaya, tanınmış uzmanlara ve bilime duyulan güven ise daha düşük yatkınlıkla ilişkili.
Araştırma, yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik özelliklerin katılımcıları bilgi kaynaklarına bakışları kadar tutarlı biçimde ayırmadığını ortaya koydu. Bu değişkenlerle bağlantılar ya zayıf ya da ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor.
Öne çıkan tek istisna anadil oldu. Estonya ve Letonya'da anadili Rusça olan katılımcılar, ülkenin ana dilini konuşanlara göre propaganda anlatılarını yansıtan ifadelere ortalama olarak daha sık katıldı. Litvanya'da ise Rusça konuşan katılımcı sayısı kesin sonuç çıkarmaya yetecek düzeyde değildi. Araştırmacılar anadilin sadakat göstergesi olarak yorumlanmaması gerektiğini, dilin daha çok bilgi alanına açılan bir kapı işlevi gördüğünü vurguluyor.
Letonya ve Litvanya'da, arkadaşlarını ve aile üyelerini en güvenilir bilgi kaynağı olarak gören katılımcıların propaganda anlatılarına daha sık katıldığı görüldü. Tanıdık birinden duyulan bir iddia, aynı sinyalin yabancı bir kaynaktan gelmesine kıyasla daha az eleştirel süzgeçten geçebiliyor. Ayrıca hâlihazırda sahip olunan inançları doğrulayan bilgilere öncelik verme eğilimi de daha yüksek yatkınlıkla bağlantılı bulundu.
Topyekûn güvensizlik de risk oluşturuyor
Araştırma, belirli bir kaynağa duyulan güvensizliğin kişiyi koruyabileceği gibi, hiçbir kaynağa güvenmemenin de savunmasız bırakabileceğine işaret ediyor. Andres Jõesaar, Andres Kõnno ve Ragne Kõuts-Klemm'in bu yıl yayımlanan çalışması, Estonya'daki Rusça konuşan izleyici kitlesinde bir "güven boşluğu" tanımladı. Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik tam kapsamlı savaşının başlamasının ardından bazı kişilerde yalnızca Rus medyasına değil, Estonya, Batı ve Ukrayna kaynaklarına duyulan güven de azaldı.
Çelişkili yorumların yarattığı gerilim, kişinin haberleri takip etmeyi tamamen bırakmasına yol açabiliyor. Hiçbir kaynağın güvenilir bir dayanak sunmadığı durumlarda, bilginin doğruluğunu değerlendirirken eski inançlar, kimlik ve yakın çevre öne çıkıyor. Dolayısıyla tüm kaynaklara duyulan güvensizlik, eleştirel düşünmeyi geliştirmek yerine mevcut yanılgıları güçlendirebiliyor.
Araştırma, yatay kesit anket yöntemine dayandığı için değişkenler arasındaki ilişkileri ortaya koyabiliyor ancak neden-sonuç ilişkisini kesin olarak belirleyemiyor. Örneklemde daha düşük eğitim düzeyine sahip kişilerin sayısının görece az olduğu da belirtiliyor. Çalışma Journal of Contemporary European Studies dergisinde yayımlandı. Yazarları arasında Tartu Üniversitesi'nden Uku Kangur ve Rajesh Sharma, Letonya Üniversitesi'nden Ģirts Dimdiņš ve Vilnius Üniversitesi'nden Darius Plikynas yer alıyor.
Bu haber ERR Rusça kaynağındaki bilgiler derlenerek Estonya Haber tarafından Türkçe hazırlanmıştır.
İlgili Haberler

Muhu adasında sanatçı çiftin çiftliği Estonya'nın en güzel kırsal evi seçildi
Altı yıl önce yangında kül olan sanatçı Mari ve Urmas Viik çiftinin Muhu adasındaki çiftliği, yeniden inşasının ardından Estonya'nın en güzel kırsal evi ödülünü aldı.

Kadınların duygusal zekâsı doğuştan değil, pratikten geliyor
Otuz yıla ve 76 ülkeye yayılan araştırma, kadınların duygusal sezgisinin doğuştan değil, yetiştirilme biçimiyle gelişen bir beceri olduğunu ortaya koydu.

Estonya'da yalnızlığın nedenlerini ölçen çevrim içi test geliştirildi
Estonya'da eczane zinciri Apotheka ile ruh sağlığı kuruluşu Peaasi.ee, kişinin yalnızlık duygusunu ve ilişkilerinde neyi eksik yaşadığını anlamasına yardımcı olan çevrim içi bir test hazırladı.

Jaak Treiman: Estonya cumhurbaşkanları ülkeyi nasıl duyurdu?
Estonya'nın 40 yıllık fahri konsolosu Jaak Treiman, Lennart Meri'den Alar Karis'e cumhurbaşkanlarının ülkenin yurt dışındaki etkisini nasıl şekillendirdiğini anlattı.