Tartu'da savunulan doktora tezi: İskelet ve diş taşları eski insanların yaşamına ışık tutuyor
Tartu Üniversitesi'nde savunulan doktora tezi, eski insanlara ait kemik ve diş taşlarındaki biyomoleküllerin, veba gibi hastalıkların Avrupa'daki yayılımını ve geçmiş yaşam koşullarını aydınlatabileceğini ortaya koyuyor.

Tartu Üniversitesi'nde yapılan yeni bir doktora tezi, eski insan kalıntılarındaki biyomoleküllerin, Avrupa'daki veba salgınlarının tarihini ve geçmişteki yaşam koşullarına dair bilinmeyenleri açığa çıkarabileceğini gösterdi. Biancamaria Bonucci, 'Arkeolojik kayıtları eski biyomoleküller aracılığıyla okumak' başlıklı doktora tezinde, klasik arkeolojinin ötesine geçerek kemiklerde biriken toprak kalıntılarını ve diş taşlarını inceledi.
Çalışma, veba bakterisinin (Yersinia pestis) 14. yüzyılda Belçika'nın Sint Truiden kentinde yayıldığına dair kanıtlar buldu; ancak bu durum, dönemin hiçbir yazılı kaynağında yer almıyordu. Ayrıca, İtalya'daki Grotta della Spinoza mağarasında bulunan Tunç Çağı'na ait bir kişinin kalıntılarında hem hepatit B hem de veba bakterisine rastlandı; bu, vebanın Güney ve Batı Avrupa'daki en eski kanıtı olarak kayıtlara geçti.
Eski DNA ve proteinlerin gücü
Bonucci, geleneksel arkeolojinin yalnızca kemik ve dişleri incelediğini, ancak yeni teknolojiler sayesinde bu kalıntılardaki moleküler izlerin çok daha fazla bilgi sağladığını belirtti. 'Eski biyomoleküllerin gücü, çıplak gözle görülenin ötesine bakabilmeleridir' diyen Bonucci, birçok hastalığın kemiklerde iz bırakmadığını, bu nedenle ancak eski DNA ve protein analizleriyle tespit edilebildiğini söyledi. Bilim insanı, toprağın iskelet, birey ve gömü ortamı hakkında çok fazla bilgi içerdiğini de sözlerine ekledi.
Tez kapsamında yapılan bir diğer araştırmada, İngiltere'de artık nesli tükenmiş olan ev faresi (Rattus rattus) türüne ait DNA ve proteinlere toprak örneklerinde rastlandı. DNA ve protein verilerinin birbiriyle örtüşmesi, türün doğrulanmasını sağladı. Bonucci, bu tür bulguların, insan-hayvan etkileşimlerinin tarihsel boyutunu daha iyi anlamamıza yardımcı olduğunu ifade etti.
Arkeologlara öneriler
Bonucci, arkeologlara her bulguyu temizlememelerini ve yerel toprak örneklerini korumalarını tavsiye ederek, 'Toprağı saklayın ve genetikçi arkadaşlarınızdan bunu analiz etmelerini isteyin' dedi. Diş taşının, insan yaşamı boyunca oluştuğunu ve fosilleştiğini, bu nedenle koruma açısından kemik üzerindeki toprak katmanından farklılık göstermediğini belirtti. Ayrıca, eski kalıntıların etik bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurgulayan Bonucci, 'Antik materyal sınırlı bir kaynaktır; bu nedenle, veri elde etmek için onu sorumlu bir şekilde kullanmalıyız' uyarısında bulundu.
Biancamaria Bonucci, doktora tezini 14 Ağustos'ta Tartu Üniversitesi'nde savundu. Tezi Profesör Kristiina Tambets ve Antonio de Dios Martinez (Tartu Üniversitesi) ile Christiana Lyn Scheib (Cambridge Üniversitesi) yönlendirdi, eleştiriyi ise British Columbia Üniversitesi'nden Doçent Camilla Speller yaptı.
Bu haber ERR Uudised (Estonca) kaynağındaki bilgiler derlenerek Estonya Haber tarafından Türkçe hazırlanmıştır.
İlgili Haberler

Beslenme uzmanı: Etkili kahvaltı çocuğun ders odağını artırıyor
Estonyalı beslenme uzmanı Külli Holsting, lif ve protein içeren bir kahvaltının okul çağındaki çocukların ders başarısını ve dikkat süresini olumlu etkilediğini söyledi.

Saaremaa'dan Ukrayna'ya gönderilen eski balık ağları drone savunmasında kullanılıyor
Estonya'nın Saaremaa adasından yıllardır Ukrayna'ya gönderilen eski balık ağları, artık drone saldırılarına karşı koruma amaçlı kullanılıyor.

Hindre: Kuuse'nin görevden alınması iyi görünmüyor
Gazeteci Madis Hindre, Martin Herem'in savunma bakanı olması ve Kaimo Kuuse'nin görevden alınmasının tartışmalı olduğunu söylüyor.

Estonya'da 25 yıldır çözülemeyen üçlü cinayet dosyasında yeni iz
Estonya'da 2001'de Tartu'da işlenen ve 25 yıldır aydınlatılamayan üçlü cinayete ilişkin DNA ile umut verici bir iz bulundu, ancak soruşturma şaşırtıcı bir nedenle kapatıldı.