Tartu Üniversitesi tezi: 'Pede' kelimesi siyasi etiketleme aracına dönüştü
Tartu Üniversitesi'nde savunulan doktora tezi, Estonca'da homofobik bir hakaret olan 'pede' kelimesinin artık siyasi rakipleri etiketlemek için de kullanıldığını ortaya koydu.

Tartu Üniversitesi'nde (Tartu Ülikool) savunulan bir doktora tezi, Estonca'da hâlâ doğrudan hakaret ve erkeklik normlarını denetleme aracı olarak kullanılan homofobik bir ifadenin yeni bir işlev kazandığını gösterdi. Araştırmaya göre 'pede' (yaklaşık olarak 'ibne') kelimesi artık siyasi rakipleri, liberal değerleri, yasaları ve kurumları işaretlemek için de kullanılıyor.
Araştırmacı Aet Kuusik'in tezi, Estonca medyada LGBT konularıyla ilgili beş terimin kullanımını inceliyor. Kuusik, doktora öncesinde editör olarak çalışmış ve yüksek lisans tezinde de benzer sözcük dağarcığını ele almış. 2014'te tamamladığı yüksek lisans döneminde konuya dair pek çok sorusunun yanıtsız kaldığını belirten Kuusik, 2022'de doktora çalışmalarına başladı.
Otuz yıllık medya taraması
Tez, derlem dilbilimi, eleştirel stilistik, hakaret edimi (slur pragmatics) ve topluluk anketleri gibi yöntemleri birleştiriyor. Çalışma, Estonca medyada LGBT ile ilgili terimlerin otuz yıllık dönemdeki ilk sistematik derlem temelli analizini sunuyor ve bunu topluluk değerlendirmeleriyle ilişkilendiriyor.
Kuusik, cinsellik, kimlik ve haklara dair anlayışların büyük ölçüde dil üzerinden şekillendiğini savunuyor. Dilbilim alanında toplumsal cinsiyet ve cinsellik konularının az işlenmesi nedeniyle konuya akademik bir çıkış yolu bulmakta başlangıçta zorlandığını belirtiyor.
Araştırmada Estonca 'gei' (gey), 'homo' (konuşma dilinde 'homo'), 'homoseksuaal' (homoseksüel), 'kväär' (Estoncalaştırılmış 'queer') ve 'pede' terimleri mercek altına alındı. İkinci bir araştırma hattında ise Estonya ve Finlandiya LGBT topluluklarının 'kväär', 'kvääri' ve 'queer' terimlerini nasıl değerlendirdiği incelendi.
Tez, LGBT kişilere işaret eden sözcüklerin çok farklı kullanım geçmişleri, dil düzeyleri ve ideolojik anlamları olabileceğini ortaya koyuyor. Eşanlamlı görünen sözcükler bile bir metinde farklı rol oynayabiliyor; 'gei', 'homo' ve 'homoseksuaal' tek bir metin içinde yalnızca tekrarı önlemek için birbirinin yerine geçebiliyor, ancak medya söyleminin bütününde eşdeğer değiller.
Listeler siyasallaştı
Kuusik, etiketlerin 1990'lardan bugüne nasıl değiştiğini iki dönemi karşılaştırarak inceledi: 1995–2008 ve 2014–2023. Veriler Estonya Ulusal Derlemi'nden (Estonian National Corpus) alındı; terimler metnin konusundan bağımsız olarak tüm derlemde tarandı. Böylece LGBT konularının ana konu olmadığı spor haberleri veya siyasi yorumlar gibi metinler de analize dahil oldu.
Otuz yılda LGBT konularına ilişkin sözcük dağarcığının belirgin biçimde çeşitlendiği görüldü: Eski etiketlerin yanına 'LGBT', 'samasooline' (aynı cinsiyetten) ve 'kväär' gibi terimler eklendi. 'Gei' kelimesinin kullanımı arttı, 'homo' kullanımı keskin biçimde azaldı, 'homoseksuaal' da bir miktar geriledi. Ancak Kuusik'e göre daha fazla görünürlük yalnızca normalleşme anlamına gelmiyor; bu sözcükler aynı zamanda giderek daha fazla siyasallaşabiliyor.
Önceki dönemde 'homoseksuaal' kelimesi, farklı grupların kimlik etiketleriyle anılıp ortak bir risk kategorisine yerleştirildiği listelerde sıkça görülüyordu. 'Narkomaan' (uyuşturucu bağımlısı), 'prostituut' (fahişe) ve AIDS kelimeleri bu terimin hemen yakınında istatistiksel olarak anlamlı sıklıkta yer alıyordu. Tipik bir örnek, kan bağışçıları arasında 'narkomaanid, prostituudid ja homoseksuaalid' (uyuşturucu bağımlıları, fahişeler ve homoseksüeller) bulunmaması gerektiğini söyleyen bir cümle ya da uyuşturucu bağımlıları ile homoseksüelleri AIDS risk grubu olarak sayan bir liste.
Liste tekniği sonraki dönemde de sürdü, ancak daha siyasi bir hâl aldı. 'Homo' kelimesinin incelenen örneklerinde liste, önceki dönemde vakaların dörtte birinde temel metin aracıyken, sonraki dönemde neredeyse üçte birinde görüldü. Farklı bir liste tipi öne çıktı: 'pagulased' (mülteciler), 'moslemid' (Müslümanlar), 'immigrandid' (göçmenler), 'liberaalid' (liberaller), 'feministid' (feministler) ve 'homod' (homolar).
Kuusik'e göre bu terimler kendi başlarına olumsuz değil; ancak yan yana getirilmeleri çok farklı grupları ortak bir siyasi karşıtlık çerçevesinde yoğunlaştırabiliyor. Bu mantık popülizmi eleştiren metinlerde bile sürüyor. Bir ironik görüş yazısında 'Vanamehed pruunides ülikondades, kes kütavad õhku kahe teemaga: pagulased ja homod' (İki konuyla havayı kızıştıran kahverengi takımlı ihtiyarlar: mülteciler ve homolar) ifadesi yer aldı. Bu cümlede söz konusu siyasi retorik eleştiriliyor, ancak 'pagulased' ve 'homod' yine de çatışma üretilen kategoriler olarak yan yana duruyor.
Araştırmaya göre ana akım medyada 'gei' terimi muhafazakâr-popülist yayınlara kıyasla daha belirgin biçimde baskın. Muhafazakâr-popülist kaynaklarda 'homoseksuaal' kelimesinin payı çok daha yüksek: sonraki dönem analizinde bu kaynaklarda yüzde 32'ye ulaşırken ana akım medyada incelenen örneklerin yüzde 9'unu oluşturdu. Yine de 'gei', muhafazakâr-popülist yayınlarda bile karşılaştırılan üç etiket arasında en sık kalan terim oldu.
'Pede' hakaretinin kullanım sıklığı otuz yılda görece sabit kaldı, ancak işlevi değişti. Doğrudan hakaret ve erkeklik denetimi sürerken, sonraki dönemde siyasi etiketleme çok daha görünür hâle geldi. Önceki dönemde bireysel hakaret ve erkeklik denetimi daha merkezdeydi; medya metinlerinde hakaret çoğu zaman alıntı ya da ironik kullanımla yer alıyordu. Önceki dönem kullanımlarının yaklaşık yüzde 80'i alıntı veya şaka biçiminde dolaylıydı. Sonraki dönemde ise kullanım özellikle çevrimiçi yorumlarda daha doğrudan ve saldırgan.
Kuusik'e göre 'pede' kelimesinin bir metinde birkaç işlevi olabiliyor ve bağlam her zaman belirleyici. İnsanlar, hedef aldıkları kişinin cinselliğini nasıl tanımladığı bilinmese ya da bu bağlamda konu dışı olsa bile kelimeyi hakaret için kullanabiliyor. Kelime aynı zamanda bir erkeklik denetimi aracı olabiliyor: Erkeklerin uzun saçlı olması bile erkeklikten sapma sayılabiliyor ve bu nedenle kişi bu kelimeyle aşağılanabiliyor.
Sonraki dönemde görünüş ve davranışın etiketlenmesinin yanına siyasi duruş ve dünya görüşlerinin etiketlenmesi de ekleniyor. Bu etiket, görüşleri fazla liberal sayılan erkeklere — örneğin feministlerin destekçilerine — de uygulanabiliyor. Kuusik'e göre kelime, bireysel hakaretin yanında siyasi damgalama aracına dönüşerek 'biz' ile 'onlar' arasında sınır çiziyor.
Sonraki dönemde hakaret, liberal ve Avrupa değerlerine muhalefetle de ilişkilendiriliyor. 'Pedepropaganda' (ibne propagandası), 'pedealdelikud väärakused' (ibnevari sapkınlıklar) gibi ifadelerde kelime, Avrupa liberal parti ailesi ALDE'nin adına eklenebiliyor ya da 'Pedesid, mustlasi ja Brüsselit tuleb karta' (İbnelerden, çingenelerden ve Brüksel'den korkmak gerekir) cümlesinde olduğu gibi kullanılıyor. Kuusik'e göre bu tür kullanımlarda kelime zorunlu olarak cinselliğe doğrudan işaret etmiyor; siyasi değerleri, kurumları ve rakipleri aşağılayıcı biçimde etiketlemek için kullanılıyor.
Kelime, birleşik sözcüğün ikinci bileşeni olarak tren gözlemcileri ya da yemek tutkunları gibi ilgi alanları için 'esprili' pekiştirici olarak da görülebiliyor: 'rööpapede' (tren ibnesi), 'autopede' (araba ibnesi) veya 'toidupede' (yemek ibnesi). Kuusik'e göre bu, kelimeyi zararsız hâle getirmiyor; görünüşte cinsellik dışı ya da esprili kullanımda bile kelimenin önceki aşağılayıcı anlam potansiyeli kaybolmuyor ve sapma, aşırılık ya da alay çerçevesi kullanılabilir kalıyor.
Kuusik farklı iletişim biçimlerinin de altını çiziyor: Mutfak masası sohbeti, medya söylemi ve bir yabancıyla konuşmak birbirinden çok farklı durumlar ve aynı terim her birinde farklı işleyebiliyor. Araştırmasında bir kelimenin uygun mu yoksa yasak mı olduğu sorusuyla değil, bu kelimelerin metinde nasıl göründüğüyle ilgilendiğini belirtiyor.
Bu haber ERR News (İngilizce) kaynağındaki bilgiler derlenerek Estonya Haber tarafından Türkçe hazırlanmıştır.
İlgili Haberler

Estonya'da sürücülere yaban hayatı uyarısı: Geceler uzuyor
Estonya Ulaştırma Kurulu, günlerin kısalmasıyla birlikte sürücüleri yaban hayvanlarına karşı dikkatli olmaya çağırdı. Geçen yıl 3.212 yaban hayatı kazası kaydedildi.

ETV'nin "Jõulutunnel" programı başvuru bekliyor
ETV'nin uzun süredir yayınlanan yardım programı "Jõulutunnel", bu yıl da vakıf ve kuruluşlardan odak konusu önerileri için 9 Ekim'e kadar başvuru kabul ediyor.

Selisoo bataklığına yeni yürüyüş yolu yapıldı
Alutaguse Milli Parkı'ndaki Selisoo bataklığında su seviyesinin yeniden düzenlenmesinin ardından kısmen su altında kalan doğa yolu için yeni bir parkur inşa edildi.

Selisoo'da su altında kalan patika için yeni güzergâh
Alutaguse Milli Parkı'ndaki Selisoo bataklığında su seviyesi çalışmalarının ardından kısmen su altında kalan doğa patikası için 60 metrelik yeni bir tahta yol inşa ediliyor.